27/12/2009 · Kategori: Insanin Evrimi Yanilgisi

Evrimciler mal bulmuş mağrip gibiler. Buldukları her fosili "evrime" yorma problemleri var. Son dönemlerde artan anti-evrimci bakış açısı sanırım evrimcileri korkutuyor. Bunun için kendilerine yeni kanıtlar bulma peşindeler. Tam araştırmadan, incelemeden kesin hükümlere varan evrimciler her seferinde yalanlanıyor.


1994 yılında Etiyopya'da bulunan iskelet evrimciler tarafından 15 yıl inceleniyor(!) ve "Ardipithecus ramidus" adı verilen bu iskelet dünyaya iki ayak üzerinde yürüyebilen ilk insansı fosili olarak duyuruluyor. Ancak gerçekler er ya da geç ortaya çıkar. Ardi konusunda da gerçekler bir müddet sonra ortaya çıktı...


Kasım ayında Amerikan bilim dergisi "Scientific American" dergisinde Katherine Harmon tarafından güzel bir inceleme yazısı kaleme alındı.1 İnceleme yazısında çeşitli paleontologların, antropologların Ardi hakkındaki görüşleri yayınlandı. "How Humanlike Was Ardi?"(Ardi ne kadar insan gibiydi?) isimli bu inceleme yazısında Stony Brook Üniversitesi Anatomik Bilimler Depatmanından William L. Jungers ve California, Berkeley Üniversitesi Bütünleyici Biyoloji Departmanından Tim White Ardi hakkında ezberleri bozacak açıklamlarda bulundu.


William L. Jungers ve Tim White'ın açıklamalarından önce evrimcilerin Ardi hakkındaki bazı iddialarına bakalım. Böylece çarpıtmayı daha net görmüş oluruz;


"Ardi'nin pelvis ve kalça kemikleri, bu insansının dik yürüdüğünü gösteriyor. Ayakları, dik yürümeye olanak verecek biçimde. Ancak ağaçlara tırmanmasına da yardım edebilecek kadar büyük ayak parmaklarına sahip".(ntvmsnbc, 02.10.2009, '4.4 milyon yıl önce ayaklandık')


"Ardi’nin bulunan kafatası, diş, bacak, ayak, kol, el ve kalça kemikleri boyunun yaklaşık 1 metre civarında olduğunu, iki ayak üzerinde yürüyebildiğini ama aynı zamanda ayak başparmaklarının özel yapısı sayesinde ağaçlar üzerinde de gezebildiğini gösteriyor".(Haber Sol, 04.10.2009, 'Ortak ataya adım adım')


Ardi hakkındaki çarpıtmalar böyle. Şimdi gelelim bilimsel gerçeklere. 'Evrimci' profesör William L. Jungers Ardi hakkında ilk olarak şunu söylüyor;


"I think some of the things they said might have been for effect".


"Onların söyledikleri şeylerin bir kısmının etki uyandırmak

için olduğunu düşünüyorum."

 demiş Jungers.Aslında Jungers burada önemli bir noktaya dikkat çekmiş.

Bilim insanları sırf isimlerini daha fazla duyurmak için 

sahtekarlıklara başvuruyorlar.

Özellikle de "Evrim" ile ilgili konular ikbal hırsı içindeki bilim adamlarını 

ziyadesiyle cezbediyor.

Zira evrim artık "akademik din" haline gelmiş.

Bu 'din'e mensup insanlar öylesine gönülden bağlanmışlar ki 

Evrim Teorisi lehindeki en ufak bir iddiayı doğru addetmeyi 

kendilerine görev biçmişler sanki.İşte bunun içinadını daha fazla

duyurmak isteyen insanlar ilk olarak "Evrim Teorisi"ne başvuruyorlar,

nasıl olsa iddiaları birileri tarafından hemen kabul edilecek ve zafer şarkıları 

eşliğinde dünya kamuoyuna duyurulacak...


Jungers'ın açıklamalarına devam edelim;

"It really doesn't show any adaptations for bipedalism at all".


Jungers "O (Ardi) gerçekten bipedalism(hayvanların iki ayak üzerinde durabilmesi) için hiçbir adaptasyon göstermekmektedir." diyerek "Ardi iki ayağı üzerindeydi" iddialarını bertaraf etmiştir.


Şimdi de diğer bir evrimci olan Tim White'a kulak verelim. O da Ardi, Australopithecus'un atasıydı iddialarına şöyle cevap veriyor;


"There are no apparent features sufficiently unique to warrant the exclusion of Ar. ramidus as being ancestral to Australopithecus".


"Ar.Ramidus'un(Ardi) Australopithecus'un atası olduğuna ilişkin yeterince benzersiz olan hiçbir açık özellik yok." diyor Tim White.


Evrimci profesörlerinde belirttiği üzere Ardi bir kayıp halka yahut iki ayağı üzerindeki ilk atamız değil... "Ardi Austroliphecular'ın atasıydı", "Ardi iki ayağı üzerinde yürüyebiliyordu" tipi evrimci iddialar yine evrimci profesörler tarafından yalanlanıyor. Ve Darwinist dalavere öylesine açığa çıkıyor ki evrimciler sormak durumunda kalıyor: "Ardi ne kadar insan?".


DİPNOTLAR

1 How Humanlike Was "Ardi"?

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

14/10/2009 · Kategori: Insanin Evrimi Yanilgisi

Geçmiş, gün yüzüne çıkarıldıkça hayali evrim senaryoları ve şemaları birer birer yıkılıyor. İsnattan ve objektif bilimden uzak tezlerin ürünü olan "Evrim", Kenya'da yapılan iki araştırma ile ile büyük darbe yedi. 2007 ve 2009 yıllarında yapılan iki araştırma canlılığın evrim geçirmediğini, evrimsel senaryolarında hayal ürünü olduğunu ortaya koydu.


a. Homo Habilis ile Homo Erectus aynı dönemde yaşadı

2007 yılında yapılan araştırmalarda H.Habilis ile H.Erectus'un beraber yaşadığı kanıtlandı. Bilim insanlarının "yarım milyon yıl beraber yaşamışlar" dediği bu iki cins(!) evrimcilerin soyağacını yerle bir etti. Ileret bölgesinde bulunan 1.55 milyon yıllık Homo erectus ile bu bölgenin yakınında bulunan 1.44 milyon yıllık Homo Habilis fosili 'beraber yaşamı' kanıtlıyor. Bu araştırmayla beraber Homo Erectus'un, Homo Habilis'ten evrimleştiği iddiası da yerle bir oldu. ¹

b. 1.5 milyon yıllık insan ayak izi

2009 yılında Kenya'nın kuzeyindeki Ileret bölgesi yakınında 2 tortul tabakasında bulunan 1,5 milyon yıllık ayak izleri, insanın 1.5 milyon yıl önce de aynı ayak yapısına sahip olduğunu gözler önüne serdi. Bournemouth Üniversitesi'nden Prof.Dr. Matthew Bennett bu ayak izlerini "... modern insanınkiyle temel olarak aynı anatomiye sahip olduğunun en eski göstergesi " diyerek yorumladı. Bu olay ayrıca Homo Erectus'un modern insana nazaran daha primitif olduğunu iddia eden Evrim hipotezini de yıkmış oldu. ²


DİPNOTLAR

¹İnsanın evrim haritası değişiyor

²1.5 milyon yıllık ayak izi

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

12/9/2009 · Kategori: Insanin Evrimi Yanilgisi

Arkeologlar, Gürcistan'ın Dmanisi bölgesinde tam "1.8 milyon yıllık" bir insan kafatasları buldular. 2009 yılının eylül ayında gerçekleşen bu hadise evrimcileri ters köşeye yatırdı. Zira "Homo Erectuslar 1 milyon yıl önce Afrika'dan Avrasya'ya göç etmiştir" diyen evrimcilerin bu hipotezi böylece yerle bir olmuştur. Ancak evrimciler yanlışlarını kabul etmek yerine, bu kafatasını evrime uyarlamayı seçmişlerdir. Ve "hata yaptık" demek yerine, "göç tahmin ettiğimizden 800 bin yıl önce olmuş" demekle yetinmişlerdir. Ancak burada evrimcilere sorulması gereken iki kritik soru var;

1- Neye dayanarak "göç tahmin ettiğimizden 800 bin yıl önce olmuş" diyebiliyorsunuz? Bulunan beş kafatasından hareketle bunu söylemek doğru mu? Belki arkeologların henüz keşfedemediği ve daha eskilere giden kafatasları bulunacak; o zaman yine "yanılmışız meğerse göç tahmin ettiğimizden şu kadar kadar bin yıl önce oldu" mu diyeceksiniz?

2- Evrimciler bir "göç" olduğunu kesin olarak nasıl söyleyebiliyorlar? Bunu iddia eden evrimciler acaba o insanlarla beraber göç mü etti de bu kadar kesin bir "göç" olayından bahsediyorlar?  

Bu kafatası bizlere yine; Evrim Teorisi'nin  sakat , evrimcilerin bağnaz, yaratılışın ise gerçek olduğunu gösterdi. 

Vatan Gazetesi'nde bu kafatası ile ilgili haberde geçen bir cümle aslında olayları özetliyor;

Böylece yüzlerce yıldır ders kitaplarında okutulan insanın evrim süreci de tarihin en büyük darbesini yedi. 

DİPNOTLAR

İnsanlık tarihi yeniden yazılacak

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

10/9/2009 · Kategori: Insanin Evrimi Yanilgisi

"Fosil bilimi evrimi yıkıyor" düşüncesi son dönemlerde bulunan fosillerle daha da güçlenir oldu. Zira bulunan fosiller evrimsel senaryoları kökten sallıyor. Birçok fosil evrimi yıkacak güçte ama bunların hepsini aktaramayacağımıza göre 2000'lerde bulunan iki fosil üzerinden konuya giriş yapmak istiyorum. Ardından da evrimcilerin nasıl bir bağnazlık içinde olduğundan bahsedeceğim.

a. Toumai (Salehanthropus tchonolensis)

Bahsedeceğim iki fosilden ilki, 7 milyon yıllık bir kafatası. Toumai adı verilen bu fosil, Çad'ta bulundu ve 2002 yılında dünyaya açıklandı. Bulunan bu fosil evrimcilerin, insan evrimi ile ilgili senaryolarını kökten sarsıyordu. Toumai'nin evrimi sarmasının iki nedeni var. Bunlar;

1- Toumai -bilimsel adıyla Salehanthropus tchonolensis- yaşına göre oldukça gelişmiştir. 7 milyon yıllık Toumai, 2 milyon yıllık fosiller gibidir. Bu da "canlılık kademe kademe ilkelden gelişmiş hale geçer" anlamına gelen "Evrim Teorisi"ne taban tabana zıttır.

2- Toumai; Hominid yani "insanımsı" adlı Primatların evrimsel gelişim çizgisini bozmaktadır. Evrimciler insanın en eski atasının 6 milyon yıl önce yaşadığını iddia etmekteydiler. Ancak 7 milyon yıllık Toumai bu senaryoyu yerle bir etti. ¹

Toumai, diğer birçok fosil gibi yaratılışı kanıtlamaktadır. Yani doğada bir bilincin olduğunu göstermektedir. Evrimcilerin sürekli yanılması ve sil baştan evrimci senaryolar yazması buna kanıt değil mi?  Dönemine göre gelişmiş ve evrimsel senaryoları yerle bir eden 7 milyon yıllık bir fosil... Bunun "yaratılış"tan başka bir izahı olabilir mi?

b. Yeni Primat Fosili

Etiyopya'nın Afar bölgesinde yapılan araştırmalar, 10 milyon yıl önce buralarda büyük primatların yaşadığını gösterdi. Bu primat fosili Toumai'de olduğu gibi evrimsel senaryoları yine yıkıyor. 2007 yılında Afar'da bulunan bu dişler evrimi öldürücü bir darbe vuruyor.

Bilim adamları bu yeni primat için "şuan işleyen, insanın evrimi teorisini yok edebilir" yorumunu yapmışlardır. 10 milyon yıllık bu büyük primat fosiline kadar,  modern büyük primatların atası olabilecek 8–14 milyon yıllık maziye sahip doğrudan bir fosil kaydına rastlanmamıştı.

Bu primat fosili, "insan ve maymunun ortak atası 7 milyon yıl önce Afrika'ya döndü" hipotezini çürütmektedir. Ayrıca goril benzeri primatların Afrika'da "en az" 10 milyon yıl önce yaşadığını kanıtlamaktadır.

Rift Vadisi Araştırma ekibi başkanı Berhane Asfaw bu fosil karşısında şöyle demiştir;

‘‘Bunun anlamı, bildiğimiz her şey yer değiştirmek (değişmek) zorunda…’’ 
²

Evrimciler bulunan bu fosil ile bir defa daha duvara tosladı. Ve yazdıkları senaryolar bir kez daha yıkıldı.

c. Evrimcilerin Bağnazlığı

Evrimci çevreler gerek Toumai hadisesinde gerekse bulunan büyük primat fosilinde takındıkları tavır ile büyük bir bağnazlık içerisinde olduklarını gösterdiler. Zira evrimciler "yanıldık" demek yerine bulunan bu fosilleri evrimin içerisine yerleştirmeye çalışıyorlar. "Söylediğimiz evrimsel senaryolar yalandı ama merak etmeyin evrim gerçek" mantığı ile objektif bilim yapılamaz.

Evrim İkonları kitabının yazarı Jonathan Wells bu konuda çok güzel tespitler yapmaktadır;

Ne olursa olsun, evrimciler sıklıkla kanıtları onların teorilerini desteklemese bile bunları destekler gibi koz olarak kullanmaktalar.
 Bu Darwinci görüşü kanıtlamak isteyenlerce incelikle yapılan ve benim oldukça eğlendirici bulduğum bir durumdur. Çünkü buluntu görüşlerini kanıtlamaz, en azında buluntunun onlara yaptığı kafalarını daha da karıştırmaktır. En kötüsü buluntunun teoriyle alakasız ve bağlantısız olmasıdır

Akıllı Tasarım Teorisi'nin önemli isimlerinden Michael J. Behe'de evrimcilerin bağnazlığını ortaya koymaktadır;

Eğer onlar gibi düşünmeye mahkûm edilmediyseniz, onların parçaları umutsuzca bir araya getirme çabalarını eğlenerek izlersiniz.


DİPNOTLAR


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

1/9/2009 · Kategori: Yaratilis Ger_egi - Akilli Tasarim

1996 tarihinde Amerikalı biyokimyacı Michael Behe "Darwin'in Karakutusu: Evrime Karşı Biyokimyasal Zafer" isimli bilim tarihinde çığır açacak bir kitap yayınladı. Kitap çıktığı andan itibaren bilim çevrelerinde tartışılmaya başladı. Kitapta çok ama çok orijinal fikirler, tezler vardı. M.Behe'nin ortaya attığı bu tezlerden en dikkat çekeni şüphesiz ki "İndirgenemez Komplekslik (Irreducible Complexity)" teziydi. Bu tez özetle şöyle diyordu; "bir (canlı) yapı tek bir parçası dahi eksik olsa çalışamaz, yapının çalışması için her parçanın daima yerinde olması ve işlevini yerine getiriyor olması gereklidir". Michael Behe "İndirgenemez Komplekslik" tezini "fare kapanı"ndan hareketle açıklamıştır.




5 parçadan oluşan fare kapanının bir parçasını çıkardığımız zaman fare kapanının işlevini yerine getiremeyeceği gerçeğinden hareketle canlılarda İndirgenemez Komplekslik düşüncesini ortaya atmıştır.

 Michael Behe  "Bakteri Kamçısı (Bacterial Flagellum)"nı ise canlılardaki İndirgenemez Kompleksliğe örnek olarak vermiştir.



Yukarıdaki E.Coli bakterisinin kamçısında da görüldüğü üzere bakteri kamçısı iki ana bölümden oluşur; "Rotor" ve "Stator". Rotor hareketli kısım, Stator ise hareketsiz kısımdır. Bakteri kamçısının muazzam bir iç yapı dengesi vardır. Özellikle enerji üretmede çok hassas ve muntazam bir işleyiş vardır. Bakteri Kamçısı aşırı derecede komplek bir yapıdadır. Muhakkaktır ki bu muazzam ve hassas yapının bir parçasının çıkarılması yahut işlevsizleştirilmesi/işlevinin düşürülmesi durumunda tüm yapı işlemez duruma gelecektir. İşte bu düşünce "canlılar kademe kademe ufak değişikliklerle ilkelden komplekse hale geldi" diyen evrimi büyük sıkıntıya sokmaktadır. Zira bu kompleks yapı en küçük bir kusurda çalışamaz hale gelmektedir yani ilkel ve kusurlu parçalar bu yapının çalışması için yeterli değildir.

Evrimciler bu akıllıca tez karşısında şok yaşamışlar ve geçirdikleri şokun ardından da "İndirgenemez Komplekslik" düşüncesine karşı savaş açmışlardır.
Tarih boyunca bakteri kamçısının "evrimsel sürecini" açıklayamamış Darwinistler birden "evrimsel süreci açıklama" telaşına koyulmuşlardır. Muhtelif deneyler ve araştırmalar yapmışlardır. Ama yaptıkları araştırmalar İndirgenemez Kompleksliği çürütecek mahiyette değildir.

Zira evrimciler hâlâ tartışılan "Ortak Atadan türeme" hipotezinden hareketle araştırmalar yapmaktadır. Yani subjektif bir metod ile araştırma yapmaktadır. Evrimciler farklı türlere ait bakterilerdeki benzer genleri bulup, bunu "ortak atadaki tek bir genin sayıca çoğalması" olarak açıklamaktadırlar. Bu tabii ki çok öznel ve bilimsel değeri olmayan bir düşüncedir.

İndirgenemez Komplekslik bizlere, canlıların dün de bugün ki gibi muhteşem ve kompleks olduklarını göstermiştir. Canlılığın evrim geçirmediğini ve her zaman kompleks olduğunu ortaya koymuştur.

DİPNOTLAR

Bakteri Kamçısı - Youtube

Michael J. Behe - Lehigh University

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

29/8/2009 · Kategori: Evrimin Cevaplayamadiklari

Evrimci çevreler inatla, "evrim" düşüncesini kesin bir doğruymuş gibi lanse ediyor. Bilimin ve biyolojinin temeli olduğu söyleniyor. Ama tarihte evrimcilerin yaptıkları sahtekarlıklara bakılınca; 'bu teori kesin doğruysa neden sahtekarlıklara başvuruldu?' sorusu akla geliyor.

Evrimcilerin sahtekarlıklarına değinmek gerekirse;

a. Nebraska Adamı


Amerikan Doğa Tarihi Müzesi müdürü Henry Fairfield Osborn, 1922 yılında ABD/Nebraska'da bir azı dişi fosili buldu. Osborn bu dişi, insan ile maymunun ortak bir atadan türemesinin kanıtı gösterdi. Bu diş fosiline "Nebraska Man"(Nebraska Adamı) ismi verildi. Bilimsel isim olarak da "Hesperopithecus haroldcooki" dendi.

Ancak 1927 yılında bu diş fosiline ait olan diğer fosil parçaları bulundu. Ve anlaşıldı ki bu fosil soyu tükenmiş bir domuza ait. William K. Gregory 1927 yılında Science dergisinde yazdığı makalenin başlığı şuydu; "Hesperopithecus Apparently Not An Ape Nor A Man" (Anlaşılan Hesperopithecus ne maymun ne de insan). ¹

b. Piltdown Adamı

Paleontolog Charles Dawson, 1912 yılında İngiltere/Piltdown'da bir kafatası ve çene kemiği bulduğunu iddia etti. Bu çene kemiği ve kafatası birleştirildi ve buna "Piltdown Adamı" dendi.
Bilim çevreleri bu "Piltdown Adamı"nı çabuk benimsedi. İnsan evrimini açıklayan çok önemli bir unsur olarak gördü.

Ama 1949 yılında paleontolog  Kenneth Oakley "flor testi" isimli yeni bir yaş belirleme metodu geliştirdi. Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'ndeki bazı fosiller üzerinde bu metodu uygulamaya başladı. Oakley, Piltdown Adamı üzerinde de bir deneme yaptı ve sonuç çok şaşırtıcıydı; çene kemiği birkaç yıllık, kafatası ise birkaç bin senelikti. Yani ne evrimcilerin iddia ettiği gibi Piltdown Adamı 500 bin senelikti ne de çene kemiği ile kafatası aynı vücuda aitti... "Piltdown Adamı" hadisesi bilim tarihine büyük bir bilim skandalı olarak geçti.

c. Ota Benga

1904 yılında misyoner Samuel Philips Verner, "Belçika Kongo"sun da bir Afrikalı yerliyi yakalayıp Amerika'ya götürdü. St. Louis Dünya Fuarı'nda "maymunlarla" beraber sergilendi. "İnsana en yakın ara-geçiş formu" diye takdim edildi. 2 yıl sonra New York'taki Bronx hayvanat bahçesi'nde "insanın atası" diye sergilendi. Aynı kafeslerde sergilendiği maymunlar gibi muamele gördü.

Ota Benga 1916 tarihinde bu zulme ve aşağılanmaya dayanamayıp intihar etti. Ota Benga, "Evrim Teorisi"nin insanlığa nasıl felaketler getirdiğini de gösterdi.


d. Archaeoraptor Liaoningensis (Dino-Kuş) 


1998 yılında National Geographic dergisinde Çin'de bir dino-kuş fosili bulunmasıyla ilgili makale yayınlandı. Makaleyi yazan Christopher P. Sloan bu fosilin kuşların dinazorlardan geldiğini kanıtladığını söyledi. Bilimsel ismi de "Archaeoraptor liaoningensis" olarak belirlendi.

Ancak paleontologlar bu fosil üzerinde çalışırken bir gerçeğin farkına vardılar; bu fosil tam "88 kemiğin" yapıştırılmasından oluşuyordu. Yani Çin'deki bir evrimci 88 kemiği tutkalla yapıştırıp bunu "dino-kuş" fosili olarak duyurdu. National Geographic de bu fosili sorgusuz sualsiz kabul etti. Archaeoraptor da evrimcilerin sahtekarlıkları arasına girdi.





***

Evrim gerçekse kanıtlarının da her yerde olması lazım. Ama evrimciler bu kanıtları bulamıyor olacaklar ki sahtekarlıklara başvuruyorlar. Bahsettiğimiz dört sahtekarlık Evrim Teorisi'nin dünyamıza "insani" problemler getirdiğini açıkça göstermektedir. "Yalan, zulüm, sahtekarlık" ve daha sayılabilecek birçok aşağılık evrimciler tarafından yapılmıştır. Neden? Evrimi kanıtlamak için. Aslında bu da evrimcilerin evrime bir "ideoloji" gibi hatta bir "din" gibi bağlandığını göstermektedir.

Yukarıda belirttiğimiz dört sahtekarlıktan ikisi(Piltdown Adamı ve Archaeoraptor liaoningensis) National Geographic dergisinde "Four Historic Science Hoaxes" başlıklı bir haberde de anlatılmıştır. National Geographic bir nevi "Archaeoraptor liaoningensis" makalesine de nedamet getirdi.


DİPNOTLAR

¹ Hesperopithecus Apparently Not An Ape Nor A Man

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

27/8/2009 · Kategori: Evrim Teorisi

Darwin, 'volkanik bir arazideki su birikintisi içinde muhtelif reaksiyonların olması sonucu ilk hücrenin çıktığı' tezini ortaya atmıştır. Evrimci bilim adamları yıllardır bu senaryoyu modern laboratuvarlarda kanıtlamaya çalışmışlardır ama hiçbiri sonuç alamamıştır. 

Bu başarısız çalışmaları yapan bilim adamları da başarısızlıklarını kabul etmişlerdir. Lakin Darwin'in ortaya attığı "hayatın kökenine dair tez"in geçersizliğini ortaya koyan en önemli itiraf 2006 yılında evrimci bir kimya profesörü olan David Deamer'dan gelmiştir;

... teoriyi test eden araştırmada şaşırtıcı ve bir o kadar da üzüntü verici sonuçlar elde ettik.

Rusya'daki Kamçatka ve ABD'deki Mount Lassen'in volkanik arazilerindeki su birikintilerinde yaptığımız deneylerde sıcak, çamurlu ve asitli suların 'öncü organizma' için gerekli şartları yaratmadığını gördük.

Görüldüğü üzere Darwin'in hayatın kökenine dair tezinin geçersiz olduğu ve bilimsellikten uzak olduğu bilim adamlarınca da dile getiriliyor. Gözlerimlerin, deneylerin sonucunda bu tezin çöktüğü açıkça görülmektedir. Hayatın kökenini evrimci bir bilim anlayışıyla bulmaya çalışan bilim adamlarının tüm deneyleri başarısız olmuştur;

a. Oparin Deneyi


Alexander Oparin materyalist bir bilim adamıydı. Ve hayatın Darwin'in iddia ettiği gibi ortaya çıktığını düşünüyordu. Bu düşüncesinden hareketle bazı deneyler yaptı. Oparin, 'yaşamın "Koaservat" denen ilk organik maddeden/kümeden evrimleştiği' modelinden hareketle deney yapmıştır. Dr. David Demick bu deneyin problemlerine kısaca şöyle değinmektedir;

A purely physical attraction, nothing like the complexity of a real cell. Require special conditions to form, and are very unstable.

 Dr. Demick, Oparin'in deneyini fazla "basit" bulmuş ve komleks bir hücrenin oluşmasını sağlayacak bir düzen kuramadığını söylemiştir.
Ayrıca Alexander Oparin de  laboratuvarlarda "herhangi bir hücre üretemediğini" kabul etmiştir.

JBS Haldene isimli diğer bir materyalist bilim adamı da ilerleyen tarihlerde Oparin'e çok benzer deneyler yaptı. Haldane'ın modeli "hot dilute soup" idi. Yani "sıcak seyreltilmiş çorba"
Dr. Demick, Haldene'ın deneyini de tek cümleyle özetlemiştir;

Heat helps break down large molecules.

Yani bu deneyin problemi, sıcaklıktan ötürü büyük moleküllerin çalışmaz duruma geleceğidir.

b. Miller- Urey deneyi


Miller laboratuvarlarda ilkel atmosferi oluşturarak ilk hücrenin nasıl meydana geldiğini açıklamaya çalışmıştır. "Gazların kıvılcım saçması ile amino asit oluşturma" modelini ortaya atmıştır. Bugün bilimsel olarak değeri olan bir deny değildir. Zira "ilkel atmosfer" oluşturmak için ortaya koyduğu gaz karışımı ilkel atmosferi yansıtmamaktadır. Ayrıca Miller deneyinde "soğuk tuzak" kullanmıştır. Miller bu gaz karışımlarını bir cam balona koyup elektrik deşarjına tabii tutmuştur. İşte bu sistemin doğuracağı "elektrik kıvılcımları" amino asitleri parçalayacaktı. Miller bu parçalanmayıönlemek için "soğuk tuzak" kurmuştur. Soğuk tuzak ise ilkel atmosferde bulunmamaktadır. Bunun için de Miller-Urey deneyi gerçeği yansıtmamaktadır. Ayrıca bu deneyin sonunda "sağ elli amino asitler" ortaya çıkmıştır. Oysaki sağ elli amino asitler canlı yapıyı bozmaktadır.

Dr. David Demick de Miller deneyini eleştirmektedir;
The gases were the wrong type to have existed on Earth, the energy sources would have destroyed most of the product, and what was left would have been very dilute and contaminated.

c. Fox Deneyi

Stanley Fox canlılığın yapı taşı olan proteinlerin, nasıl amino asitlerden tesadüfen meydana geldiğini bulmaya çalışmıştır. Amino asitleri 150-180 derece sıcaklıkta ısıtarak protein elde etmeye çalışmıştır. Tabii ki protein elde edememiş onun yerine tuhaf moleküller elde etmiştir. Fox'un deneyinden sonuç alamaması doğaldır. Zira o sıcaklıkta amino asitler biraz daha dursaydı parçalanacaklardır. Yani bu bir şeyi göstermektedir; amino asitleri yüksek derecede ısıtmak onlara optimum ortamı sağlamamaktadır. Stanley Fox, Darwin'in "ilk hücre volkanların yanında bir suda oluştu" tezinden hareketle deneyini yapmıştır. Ama yazımın başında da belirttiğim gibi Darwin'in bu tezi bilimsel olarak çökmüştür. Bunu söyleyen evrimci bir kimya profesörü olan David Deamer.

Dr. Demick, Fox deneyi ile ilgili şöyle demektedir;

Pure amino acids and geologically unrealistic conditions required. The 'reproduction' is just like a soap bubble dividing, and nothing like the complex mechanism of cell division.
David Demic de deneyin "gerçekçi olmadığını" belirtmiştir.


d. Diğer deneyler

En çok dikkat çeken dört deneyi yukarıda özetle geçtim. Ama evrimcilerin daha birçok çalışması vardır. Bu çalışmaları yapan bilim adamları;

- C. Woese
- A.G. Cairns Smith
- G. Wachterhäuser

Woose deneyinde gerçekçi olmayan bileşenler kullanmıştır.
Cairns Smith materyalist bir yorumla deney yapmıştır. Deneyde kullandığı bileşenlerin bilimsel boşlukları vardır.
Wachterhäuser'ın deneyinin sonunda herhangi bir şey kanıtlanmadı.

***

Hayatın kökenine dair yapılan deneyler ve ortaya atılan hipotezler hep bilimsel gerçeklere çarpmıştır. Mesela hayatın kökeni ile ilgili ortaya atılan Heterotrof Hipotezi, Termodinamiğin 2. kanunu ile çelişmektedir. Artık evrimciler dahi Darwin'in "hayatın kökenine dair" tezlerini yalanlamaktadır. Abiyogenez (yaşamın cansızdan gelmesi), Pasteur tarafından çürtülmüştür. Zira Pasteur 19.YY'da canlıların cansız maddelerden üreyemeyeceğini kanıtlamıştır. Ve Pasteur'ın bu kanıtı bilim dünyasında tartışılmamakta kesin bir doğru olarak görülmektedir.

DİPNOTLAR

Life from life...or not?

Hayatın Kökeni

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

25/8/2009 · Kategori: Canlilarin Evrimi Yanilgisi

Evrimciler tüm canlılara yaptıkları gibi atlara da hayali bir evrim şeması çizmişlerdir. Bulunan fosiller subjektif olarak yorumlanmış ve farklı hayvanlar sanki atın geçmişteki atalarıymış gibi gösterilmiştir. Bu konuyla ilgili alıntılar ve şahsi görüşlerden önce Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nde "omurgasızlar departmanı" müdürlüğü de yapmış paleontolog "Dr. Niles Eldredge"nin atın evrimi mevzûnda söylediği sözlere kulak asmak daha önemlidir;


I admit that an awful lot of that [imaginary stories] has gotten into the textbooks as though it were true. For instance, the most famous example still on exhibit downstairs [in the American Museum] is the exhibit on horse evolution prepared perhaps 50 years ago. That has been presented as literal truth in textbook after textbook. Now I think that that is lamentable.¹

Niles Eldredge çok önemli ve tarihi bir itirafta bulunmaktadır. "Atın evrimi" hikayesinin gerçek olmadığını ama yine de ders kitaplarında okutulup, müzelerde sergilendiğini belirtmiştir. Ve N. Eldredge "imaginary stories" olarak belirttiği evrimci uydurmalara "atın evrimi" olayını sadece "bir" örnek olarak sunmuştur. Kim bilir bizlerin bilmediği daha ne kadar "hayali hikayeler" var?

Atın evrimi hikayesine tekrar dönelim;

Richard Owen 1841 yılında Londra'da atın evrimin ilk basamağı olarak görülen "Hyracotherium"u buldu. Bugün "atın evrimi" hikayesinde kullanılsa da Richard Owen bu hayvan ile günümüzdeki modern at ile herhangi bir bağ kurmamıştır. Evrimciler bu canlıyı evrim şemasına yerleştirmiştir. Ünlü bilim adamı Peter Hastie bu durumu "... objektif bilim olarak nitelendirilemez" diye yorumlamaktadır.

Atın evrim geçirmediğinin bir diğer kanıtı kaburga ve omur sayılarıdır. Sözde atın atın evriminin ilk safhalarında kaburga sayısı 15 iken orta safhalarda 19'a çıkmıştır. Evrimin varlığından söz etmek için 19'un da artması lazımdır. Ama 19 evrimin orta safhalarından sonra 18'e düşmüştür. Keza omur sayılarıda böyledir. Bele ait omurlar  6'dan sonra 8'e çıkmış ama daha sonra yeniden 6'ya dönmüştür. Bu büyük bir tezat olduğunu göstermektedir.

Daha detaylı bilgi almak için Peter Hastie'nın What’s happened to the horse? makalesini okumakta fayda var.

Ayrıca Hyracotherium ile günümüzde yaşayan Hyrax adlı canlının birbirine çok benzediği görülmektedir. Bu gerçekten hareketle "Hyracotherium"un geçmişte yaşayıp soyu tükenmiş Hyrax benzeri bir canlı olabileceği varsayımı yapılabilir. Hyracotherium ile Hyrax birçok yönden benzemektedir. Hyrax biraz daha küçük olsa da benzerlik açıktır. Hyrax ortalama 50 cm. uzunluğundadır, Hyracotherium ise ortalama 60 cm. uzunluğundadır. ² ³ Kafatasları da birbirine çok benzemektedir;


  HYRACOTHERIUM


  HYRAX


İtiraflar, bilimsel gerçekler vs. ortada. "Atın evrimi" bir masaldan ibaret. Büyük bir yalan. İkinci bir "Piltdown Adamı" hadisesi. Yukarda sıraladığım bilimsel gerçeklerin yanında modern at ile atası olduğu iddia edilen canlıların aynı dönemde yaşadığı tespit edilmiştir. Bugün müzelerde görülen "atın evrimi" sergileri "subjektif ve ideolojik" yorumlamaların eseridir. Objektif bilimle alakası yoktur.
 

DİPNOTLAR

¹ What’s happened to the horse?

² Hyrax - Wikipedia

³ Hyracotherium - Wikipedia

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

25/8/2009 · Kategori: Insanin Evrimi Yanilgisi

Robert Wiedersheim 1893 yılında; atalarımızdan bize kaldığı ve şuanda da bize faydası olmadığını iddia ettiği organlar listesi açıkladı. Bu listedeki organları "Körelmiş Organ" olarak niteledi. "Wiedersheim"a göre bu organlar evrim kalıntısıydı. Ve atalarımızdan bize kalmıştı, herhangi bir işlevi yoktu. R.Wiedersheim tam 86 tane böyle organ olduğunu iddia etti. ¹


Bilimin günümüze göre henüz gerilerde olduğu o dönemde bu organların bir yararı olmadığı zannediliyordu ve bu "Körelmiş Organlar" bilimsel bir gerçek olarak kabul ediliyordu. Ama bilim geliştikçe bahsi geçen organların işlevlerinin olduğu anlaşıldı. 86 organın hepsinin ne işleve geldiğini burada elbette anlatamayız ama bu organlardan bazılarının işlevlerinden bahdebiliriz.

a. Apandis (Appendix)

Apandis, kalın bağırsağın başlangıç kısmının alt kenarında başlar. 7-12 cm uzunluğundadır. Apandis bol miktarda  lenfoid doku taşımaktadır. Lenfoid dokularda lenfositler oluşmakta ve vücudu iç ve dış tehlikelere karşı korumaktadır. Yani apandis lenfotik bir sistemin parçasıdır, enfeksiyonlara karşı mücadele etmektedir. ² Duke Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yapılan araştırmalarda da apandisin yararlı bakterileri barındıran bir yer olduğu tespit edildi. Bu araştırmayı yapanlardan biri olan Prof. Dr. William Parker apandisi "safe house" olarak nitelemekte. ³ Yani W.Parker'a göre apandis "güvenli bir ev". "Apandis"in herhangi bir görevi olmadığı evrimci bir yalandır. Bilimsel olarak yararları belirlenmiştir. 

Ayrıca apandis mevzûnda evrimciler büyük bir tezat içindedir;

Bazı primatlarda apandis bulunmamaktadır. Evrimciler "ama bazılarında var" deseler de bu bir sorun olduğu gerçeğini değiştirmez. "Bazılarında var" ama bazılarında yok. Apandisin tüm memelilerde olduğu varsayılıyordu lakin görüldüğü üzere bazı memelilerde apandis dahi yok. Bu da "ortak ata" düşüncesinin bir uydurma olduğunu gösteriyor.

b. Kuyruk sokumu

Kuyruk sokumu, insanlarda, omurganın son 4- 5 omurunun birleşmesinden meydana gelen, tabanı yukarıda, üçgen biçiminde bir kemiktir. Evrimciler bu kemiği de maymun atalarımızdan bize yadigar kalmış bir parça olarak görmektedirler. Ve bu kemiğin de işlevsiz olduğunu iddia etmişlerdir. Ama bilimsel datalar tersini göstermektedir.


1. Kuyruk sokumu resimde de görüldüğü gibi sağrı kemiği(sacrum)nin altındadır. Ve kuyruk sokumunun "Sağrı Kemiği" ile yaptığı eklem "oynar"dır. Kuyruk sokumunda diğer tüm eklemler  oynamazdır. Sadece sacrum ile yapılan eklem oynardır. Bunun faydası doğum sırasında görülmektedir. Bu eklemin oynar oluşu sayesinde bebiğin başı rahat çıkmaktadır.

2. Kuyruk sokumundaki çıkıntı kemikleri oturma anında sağa sola kaymaları önler.

3. Adeleler ve bağlar kuyruk sokumuna bağlanmaktadır. Kuyruk sokumu olmasa adeleler bir kemiğe yapışamaz ve işlevini yerine getiremez. 4

Bunlar kuyruk sokumunun faydalarından sadece bir kaçı. Daha birçok işlevi vardır.

Burada bir yanlışı da düzeltmek lazım. İnsan embriyosundaki "kuyruk" benzeri yapı "omurga kemiği"dir. Haeckel birçok canlının embriyosunun çizimini yapmıştır. Hepsine de benzer özellikler katarak evrimsel bir süreç yaşandığını kanıtlamaya çalışmıştır. Ama 1999 yılında Michael Richardson embriyo fotoğrafları çekmiştir. Ve Haeckel'in çarpıtmaları ortaya çıkmıştır.


c. Timüs (Thymus)

Troid bezinin altında, soluk borusunun önünde bulunan bir bezdir. Robert Wiedersheim tarafından körelmiş organlar listesinde açıklanan organlardandır. Ama "Timüs"ün yararları bilimsel bir gerçektir;

1. Bu bez lenfosit meydana getirir(T-lenfositi) ve vücudu enfeksiyonlara karşı korur. T lenfositi vücut için çok önemlidir. T lenfositi antijenlere karşı antikor üretir. Timüs; T lenfositlerinin eğitim alanıdır.

2. "T lenfositleri"nin çıkarıldığı durumlarda canlılarda bir takım problemler oluşur. Örneğin bulunduğu bölgeyi korumakla görevle T lenfositi, organ nakillerinde vücuda yerleştirilen organı düşman olarak algılar, bu durumu engellemek için T lenfositleri alınır ve o zaman da vücut tüm mikroplara açık hale gelir. 5  6


d. Bademcik (Tonsilla)

Boğazın iki yanında bulunur. Lenfoid doku bölgesidir. Lenfatik sistem içerisinde yer alır. Bağışıklık sisteminde önemli rol oynar ve enfeksiyonlara karşı vücudu korur. 7

Bu lenf dokusu da apandis gibidir. Apandis bağırsağı, bademcik ise boğazı korumaktadır.

***

"Körelmiş organlar" iddiasının absürd bir düşünce olduğu açıktır. 86 tane körelmiş olduğu iddia edilen organdan 4 tanesinin vücut için ne kadar mühim olduğunu gördük. Geriye kalan 82 organın da körelmemiş olduğu, bu 4 örnekten hareketle ön görülebilir. 

Hipofiz Bezi, lenf bezi, paratiorit bezi, epifiz bezi, taban kası, yirmi yaş dişleri ve daha birçok önemli parçalarımız Robert Wiedersheim tarafından körelmiş organ olarak görülmüştür. Bu hipotezin geçersizliği açıktır, bilim "körelmiş" denen organların mühim olduğunu kanıtlamıştır.

DİPNOTLAR

¹ Robert Wiedersheim - Wikipedia

² Bir Körelmiş Organ Yalanı Daha: Apandis 

³ Appendix Isn't Useless At All: It's A Safe House For Good Bacteria

 İşe Yaramaz Zannedilen Kuyruk Sokumu

5  Timüs Eğitim Alanı mı, Körelmiş Organ mı?

6 Timüs - Vikipedi

7 Bademcik - Vikipedi

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

24/8/2009 · Kategori: Insanin Evrimi Yanilgisi

Darwin, Evrim Teorisi'ni ortaya atarken kanıtlarından biri de "benzerliklerdi". Mesela maymun ile insanın diş sayısı, şekli vs. onun için bir kanıttı. Bilimin henüz çok gelişmediği o dönemde böyle yüzeysel ve ilmi değeri olmayan şeyler "kanıt" olarak sunuluyordu. Ama bugün "uzay çağında" hâlâ bazı evrimciler tarafından fiziksel, genetik benzerlikler evrime kanıt olarak lanse ediliyor. Mesela şempanze ile insan geninin benzer olması bunlardan yalnızca biri.


a. İnsan ile şempanzenin genlerinin %99'u benzer mi?

Bu evrim mitlerinden biri. Öncelikle insan ile şempanzenin genlerinin %99'u benzer değil, benzer olsa da evrime delil sayılamaz. Yapılan araştırmalarda insan ile şempanzelerin genlerinin %95 aynı olduğu görülmüştür.¹ Ama bu hiçbir şekilde kanıt olamaz çünkü diğer canlılarla da gen benzerliklerimiz vardır;


Nematod solucanları ile insan arasında; %75
Fare ile insan arasında; %90
Meyve Sineği ile insan arasında; %60

genetik benzerlik vardır.


b. Hastalıkların benzer oluşu evrime delil midir?

Bazı hayvanlar ile insanda aynı hastalıkların oluşu Darwin tarafından evrime dayanak olarak görülmüştür. Oysa evrimcilerin dahi "insan evrimi" içine dahil etmediği bazı canlılarda insan ile aynı hastalıklar görülmektedir;

Kronik Amfizem; köpeklerde.
Lösemi; kedi ve sığırlarda.
Damar sertliği; domuz ve güvercinlerde.
Kan pıhtılaşması bozukluğu; köpeklerde.
Safra taşı; tavşanlarda.

Bu saydıklarım sadece bir kısmı, böyle onlarca hastalık olduğu bilinmektedir.

***

Evrimciler çıkmazdan kurtulmak için, yeni deliller bulmak için hiç de bilimsel olmayan yollara başvurmaktalar. Fiziki, genetik benzerlikler gibi "evrimi" kanıtlama fonksiyonu olmayan şeyler kanıtmış gibi gösteriliyor. Ama gerçek ortada. İnsan ile hayvanların benzerliği evrime delil sayılamaz.


DİPNOTLAR

¹ Humans, chimps more different than thought - CNN


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!